DİL VE KONUŞMA YETERSİZLİĞİ DESTEK EĞİTİM PROGRAMI

Dil ve konuşma bozukluklarının çeşitli nedenleri vardır.  Konuşmayı sağlayan kas ve kemik yapılarındaki değişiklikler, yarık damak, diş problemleri, beyin ya da sinirlerde meydana gelen problemler,  işitme kaybı, serebral palsi, parkinson, als gibi nörolojik bozukluklar, beyin hasarı ve mental retardasyon (zeka geriliği), otizm, asperger, down sendromu, apert sendromu, velokardiyofasiyal sendrom gibi genetik sendromlar, dil ve konuşma problemlerinin nedenleri arasında sayılabilir. Reflü, polipler, nodüller, ses tellerindeki rahatsızlıklar ve gırtlak kanseri gibi hastalıklar da ses kaynaklı konuşma bozukluklarının nedenleri arasındadır. Bireydeki dil bozukluğunun dilin hangi bileşeni veya bileşenleriyle ilgili olduğunu saptamak için dil değerlendirmesinin geniş bir yelpazede, dili oluşturan tüm bileşenlerin, dil ve konuşma terapisti tarafından teker teker değerlendirilerek yapılması gerekir. Konuşma bozukluğunda ise kişi hangi sesleri çıkartabiliyor, hangilerini çıkartamıyor ya da hangi sesleri kelimenin belirli yerlerinde kullanabiliyorken hangilerini kullanamıyor gibi faktörleri (örneğin “k” sesini hece başı pozisyonda kullanabiliyorken, hece sonu veya ortasında kullanamıyor gibi)  belirleyen testleri yaparak  ya da konuşmanın akıcılığını ve hızını ölçerek bir konuşma değerlendirmesi sağlanabiliyor. Böylece bireyin dil ve konuşma problemi daha ayrıntılı analiz edilebiliyor ve dilin hangi bileşeninde ya da konuşmanın hangi bölümünde ne kadar bozukluk olduğunun saptanmasıyla bireye uygun terapi planı hazırlanabiliyor. Gerekli görüldüğü durumlarda terapist; işitme testi,  kulak-burun-boğaz ya da nörolojik muayene de isteyebilir.

KONUŞMA BOZUKLUKLARININ ÇEŞİTLERİ 

1-Söyleyiş (Artikülasyon Bozuklukları):

Tanım: Konuşma seslerini çıkarma işlemine söyleyiş (artikülasyon) denir. 4 çeşidi vardır:

-Atlamalar: Sözcüklerin yalnız bir kısmı söylenir. Araba yerine “arba”.
-Yerine koyma: sözcüğün başında ortasında veya başındaki sesin yerine başka bir ses kullanılır.”Arı” yerine “ayı”.
-Eklemeler: Sözcüklerdeki fazla sesleri içerir.”aşağı” yerine “aşşağı”
-Çarpıtmalar: Ses, konuşma dilinde olmayan yeni bir ses olarak çıkarılır. “araba” yerine “aba”

2-Ses Bozuklukları:

- Ses perdesi: Bir kimsenin sesi perde bakımından yaşına ve cinsiyetine göre, beklenenden daha alçak ya da yüksek olmasıdır.
-Ses yüksekliği: Sesin çok yumuşak, zayıf ya da yüksek olmasıdır. Ses kalitesi: Sesin genissellik ve boğukluk özellikleri taşıması.

3-Konuşma Akışındaki Bozukluklar:

-Acele-Karmaşık konuşma: Konuşmaları hızlı, düzensiz, acele, karmaşık olur, Çoğu zaman kekemelikle karıştırılır, söylemek istediklerini anlatamazlar. Kekeleyenlerin aksine bozukluklarının farkında değildirler, konuşabilirler ve nadiren kekelerler.
-Kekemelik: Anormal tekrarlarda duraksamalardan veya söyleyiş için gerekli seslerin hecelerin veya hareketlerin uzatılmasından oluşur. Bunlarla birlikte konuşma çabasını gösteren mimik ve jestleri konuşmanın engellenmesini konuşmadan kaçınmayı ve kaygıyı içerir.

Dil bozuklukları çeşitleri

1-Gecikmiş Dil: Çocukların beklenen zamanda dil gelişimlerini geliştiremezlerse ve anlatmada güçlükleri varsa, bu durum gecikmiş dil olarak tanımlanır.
2-Söz Yitimi (Aphasia):Dilleri gelişmiş olan çocuklar beyin sarsıntısı geçirirlerse; düşüncelerini düzenleme, anlama ve anlatma yeteneklerini yitirebilirler. Her tür sembol kullanmada(Okuma, yazma, hecelemeye konuşmada) sorunları olabilir.
3-Belirli Dil Yetersizlikleri: Beyin sarsıntısı geçirmemiş fakat dil gelişimleri bilişsel ve sosyal gelişimlerinin gerisindedir. Dili etkin olarak kullanamazlar. Böyle çocukların problemleri konjenital söz yitimleri veya gelişimsel söz yitimi olarak adlandırılır. Buda beyin fonksiyonlarının eksikliğinden ileri gelmektedir.

Diğer durumlara bağlı konuşma ve dil bozuklukları

1-Beyin felciyle ilgili. 
2-İşitme engeliyle ilgili,
3-Yarık damak veya yarık dudak, 
4-Zekâ geriliği ve duygusal problemlere bağlı olanlar.

Eklemleme (Artikülasyon ) bozukluğu

Çocuk ana dilinin bağımsız veya bileşik sesleri doğru ve anlaşılır şekilde çıkaramıyorsa ve çıkardığı sesler aynı yaş grubundaki çocukların çıkarması gereken seslerden farklılık gösteriyorsa o çocukta artikülasyon var demektir. Eğer artikülasyon bozukluğu çocuğun konuşmasını anlaşılmaz hale sokuyorsa ve etrafın dikkatini konuşma yoğun olarak çekiyorsa, bozukluk oldukça yoğun demektir.
Türleri: Dört değişik türde görülür.
1-Atlamalar: Sözcük içindeki sesin düşürüldüğü veya atlandığı, yani sözcüklerin sadece bir kısmının söylendiği bozukluktur. Örneğin gördüm yerine “gödüm”, saat yerine “sat” hayvan yerine -ayvan, rehberlik yerine -reberlik, araba yerine -arba denilmesi2- Sessin değiştirilmesi (Yerine Koyma) : Sözcüğün başında, ortasında veya sonundaki bir sesin yerine başka bir ses kullanılmasıdır. Küçük çocuklarda çok sık görülen bir bozukluktur. Çocuk sözcük içinde zor çıkardığı sessin yerine kolay çıkarabildiği bir sessi kullanarak konuşur. Bu değiştirmede çocuklar belli bir kurala bağlanmazlar. Sıkça değiştirilen sesler “r,s,ş,k, t, ı”dır. Örneğin “sarı” yerine “sayı”, “kara” yerine “kaya” , “arı”, yerine “ayı”, ” köprü” yerine “körpü”, kitap-kipat, davul-dayul denilmesi gibi3- Sessin bozulması (Çarpıtmalar): Bazen atlama ve değiştirme yoktur. Sözcük içindeki ses öğlesine çıkarılır ki bu ses dilimizde yoktur. Tanımak güç olur. Böyle durumlarda sessin bozulması denir. Pek sık rastlanmaz. Sesler tam doğru olmamakla birlikte gerçeğine yakındır. Ses, konuşma dilinde olmayan yeni bir ses olarak çıkarılır. Örnek: karagöz -kaxgöz, ekmek -emme 4- Olmayan bir sessin eklenmesi (Eklemeler) : Sözcük içinde olmayan bir sessi o sözcük içine katarak söylemektir. Bazı çocuklar birbiri ardına iki ünsüz sessin arasına, bir ünlü ekleyerek söylerler. Bazıları belli bir kurala uymaksızın ekleme yapar. Yani sözcüklerdeki fazla seslerdir. Örneğinin “tren” yerine “tiren” “avlu” yerine “havlu” , saat yerine sahat, Aşağı-aşşağı, atmış-altmış, pencere -penicere denilmesi gibi.

Eklemleme bozukluğunun nedenleri nelerdir?

Nedenleri çok değişik nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Yapısal ve görevsel nedenler olarak sınıflayabiliriz. Eklemleme (artikülasyon) mekanizmasını oluşturan organlardaki yapısal bozukluklar eklemleme bozukluğuna yol açabilmektedir. Çenenin yapısında ve işleyişinde bozukluk olması; dişlerin bulunmayışı veya diş düzeninin bozuk olması; dudakların yapısının çok gergin, yarık ve çok ince olması; damağın aşırı yüksek ya da basık tavanlı olması; dilin aşırı büyük veya dil kaslarının normal işleyişten yoksun olması gibi durumlar eklemlemeye (artikülasyona) sebep olabilmektedir. Ayrıca işitme kaybı ve zihinsel engellilik de eklemleme bozukluğuna neden olabilmektedirBu nedenler fiziksel nedenler olarak sınıflanabilmektedir. Ayrıca evde konuşulan dil, çevredeki konuşma örnekleri, konuşma öğretiminde yanlış yöntem izlemesi ve duygusal bozukluklara bağlı olarak eklemleme bozukluğu ortaya çıkabilir. Bunlar da görevsel nedenler olarak sınıflanabilir. Konuşma özürlü çocukların çoğunluğunda artikülasyon bozukluğu görülmektedir. Artikülasyon bozuklukları bir veya iki sesi içerebildiği gibi belirli ses gruplarını da içerebilir. Artikülasyon bozukluğunun derecesi arttıkça, kişinin konuşmalarının anlaşılabilir olma oranı azalmakta çevre ile iletişim kurmakta büyük ölçüde zorlandıkları için saldırganlık kendine güvensizlik, içe dönüklük, kendine yetmeme gibi kişilik problemleri ortaya çıkmaktadır. Bu durum çocuğun grup aktivitelerinde yer alışını, çevreye uyumunu, okul başarısını ve giderek kişiliğini olumsuz yönde etkilemektedir (Belgin,1989). Artikülasyon bozukluğu olan çocuklara uygun eğitim programının seçilebilmesi için ilk önce çocuğun konuşmaları değerlendirilerek, artikülasyon bozukluğunun derecesi ortaya çıkarılabilir. Konuşmanın değerlendirilmesi, hata yapılan sesin belirlenmesi, hatanın kelime başı ortada ve sonunda oluşuna göre yerinin bulunması ve hatanın cinsinin (konuşma sesleri yokluğu, seslerin yer değiştirmesi, sesin bozuk çıkarılması ve değişik seslerin eklenmesi )saptanması ile yapılmaktadır (Aktaş,1982)Artikülasyon bozuklukları sesin kelime içindeki yeriyle de ilgilidir. Okul öncesi dönemde bulunan çocuklar genellikle baştaki sesleri doğru çıkarırlarDaha sonra ortadaki ve sondaki sesleri düzgün çıkarırlar. Sesin düşürülmesi ve değiştirilmesi en az baştaki seslerde görülür (Sucuoğlu,1979) Örneğin; r harfinde artikülasyon bozukluğu olduğu düşünülürse, başta- Rafet, Ortada -portakal, sonda -gider okul öncesi dönemdeki çocuklar başta bulunan r harflerini genellikle çıkarır ortada ve sondakileri daha sonraki süreçlerde kazanırlar. Çocuğun probleminin giderilmesi için doğru bir tanılama gerektirir. Tanılama ile birlikte nedenlerin ortaya çıkarılması da önemlidir. Eğer çocukta artikülasyon bozukluğunun nedeni yapısal bir bozukluksa bozuklukların çoğu tıbbı tedavi ile düzeltilebilir, neden işitme engeline bağlı ise uygun tedavi ve işitme aracı kullanılır, zeka düzeyi düşük çocuklarda zeka seviyesine göre terapinin düzenlenmesi ve çocuğun mevcut kapasitesinden en iyi şekilde yararlanılması gerekir, aile atmosferi ve duygusal uyumsuzluk gibi engeller için psikiyatrik çalışmalar yapılmalıdır. Kısaca çocuğun artikülasyon bozukluğuna neden olabilecek; yapısal, görevsel ve psikolojik nedenler ortadan kaldırılarak terapiye başlanmalıdır. Artikülasyon bozukluğu terapisinde ilk aşama; çene, dudak, dil kasları gereği gibi işlemiyorsa bu kasları çalıştırmaktır bunun için ; *Üfleme çalışması: Kibrit, mum, söndürme, kâğıt üfleme pervane döndürme *Sakız çiğneme çalışması *Yalama çalışması: Dudaklara reçel, bal gibi tatlılar sürülerek yalama çalışmaları ile dil, dudak ağız kaslarının gelişmesinin sağlanması *Islık çalma çalışması*Dil yuvarlama çalışması *Dişleri birbirine vurma çalışması*Dudakların enlemesine, uzunlamasına açılıp kapanma çalışması. Yapılan bu çalışmalar artikülatör (Çene, dudak, dil, ağız) kasların çalışmasına geliştirilmesinde yardımcı olacaktır. İkinci çalışma ise; çocuğun probleminin farkına vardırmak ve terapiye istekli hale getirmektir. Çocuğun bozuk çıkardığı sesler çocuk ve eğitimcisi tarafından beraberce listelenir böylece çocuk hangi sesleri çıkaramadığını bilir ve bu seslerle çalışma yapacağının farkına varır.

8. Artikülasyon bozukluğu yaşayan çocuğu olan aileye ne gibi öneriler sunabilirsiniz?

Aile önce çocukta yapısal bir bozukluk olup olmadığına bir tıbbi kuruluştan yararlanarak öğrenebilir. Bu gibi yapısal bozukluğu olan çocukların önce tedavi ettirilmesi gerekir. Eğer çocuğun artikülasyon bozukluğunun nedeni aile ortamı, duygusal sorunlar var ise çocuğun psikolojik yardım alması yararlı olur .*Aile çocukta artikülasyon bozukluğu olduğunu düşünürse; aile önce Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinden yararlanarak artikülasyon testi yaptırmalı ve artikülasyon çeşidi, hatalı seslerin adedi ve hatalı sesin başta sonda ya da ortada mı olduğu hakkında bilgi almalıdır. *Yapısal bozukluk ve duygusal çatışmaya dayalı olmayan artikülasyon bozuklukları ailenin yapacağı yardım ve özveri ile düzeltilebilir. Anne baba bu çalışma esnasında sevecen ve sabırlı olmalı hatalı seslerin birden düzeleceği sanılmamalıdır, bu nedenle aceleci olunmamalıdır.*İlk çalışma olarak aile çocuğun ağız, dudak, dil vb. artikülatör organlarındaki kasları çalıştırma çalışması yaptırmalıdır. Bunun için çocuk sakız çiğneyebilir, dudak kaslarını çalıştırmak için üfleme çalışması, dudaklara bal sürerek dudak yalama çalışması, a-o gibi ağız yuvarlama hareketleri diş takırdatma hareketleri gibi, bu hareketler daha da genişletilebilir.*Aile çocuğun hatalı çıkardığı sesleri tespit ederek içinde bu seslerin bulunduğu kelimelerden oluşan ilgili bir liste hazırlamalıdır. Bu listeyi çocukla beraber hazırlayarak çocuğun listedeki kelimelerden haberdar olması sağlanır. Bu listeyi bazen yanlış bazen doğru telaffuz ederek okumalı ve her yanlış okunan telaffuzu bir işaretle belli etmesi istenir, daha sonra bütün kelime doğru telaffuz edilerek okunur ve çocuğun dikkati doğru sese çekilir. Çocukla beraber hatalı çıkarılan seslerden oluşan kelimelerden oluşan bir hikâye hazırlanır, önce çocuk okur sonra aile doğrusunu okur, çocuk tekrar okuyarak kendi yanlışların işaretler. Burada amaç çocuğun doğru sese dikkatini çekmek ve doğru telaffuz etmesini sağlamaktır.
*Çocuk ve aile ayna karşısına geçerler. Önce aile çocukla beraber hazırlanan kelime listesinin doğrusunu okur, sonra çocuktan okumasını ister. Çocuk ebeveyninin ağız hareketlerine (ağzının hatalı sesi çıkarırken aldığı şekle dikkat ederek) bakarak doğrusunu çıkarmaya çalışır. Hem doğrusunu hem yanlışını telaffuz eder. Çocuk hem doğru sesin, hem yanlış sesin farkını görür.
*Çocuk okula gidiyorsa Türkçe, Matematik, Fen, Sosyal Bilgiler vb. gibi ilgili derslerden okuma çalışması yaptırılır. Aile, çocuğun yanlış çıkardığı seslere ilgisi çekilmeli, çocuktan yanlış okuduğu seslerin altını çizmesi istenmelidir. Bu ödevleri birde anne baba çocuğun yaptığı yanlışlar gibi okumalı ve her yanlışta çocuğun parmağıyla masaya vurması istenmelidir, sonra doğru telaffuz etme çalışmasına geçilmelidir.
*Aile, çocukla beraber oluşturdukları kelime listesinden ilgili resimleri beraberce toplayarak bir dosya oluşturulur. Aile bu resimlerle doğru sesi çıkarma çalışması yaptırabilir. Bu çalışmalar yapılırken çocuk doğru çıkardığı sesler için ödüllendirilmelidir. Çalışmanın son aşamalarında ödül azaltılarak uygun bir biçimde kesilmelidir. Aile çalışma örneklerini artırmalıdır.
*Aile çocuğa evdeki rutin işlerde de görev vermeli, bu işleri yaparken çocuğun hatalı çıkardığı sese dikkati çekilmelidir.
*Alıştırmaya önce ses ile başlanır, çocuk sesi doğru telaffuz ettikten sonra basit hecelere geçilir, en son kelimeye geçilir. Cümle önce kısa basit sonra atasözleri bilmeceler, tekerlemelere geçilebilir. Alıştırmalar çocuğun anlayabileceği gibi tane tane ve normal ses düzeyinde olmalıdır. Bu çalışmalar yapılırken çocuğu sıkmamak, onun hoşuna gidecek ortamlar yaratmak ve çocuğu ödüllendirmek çok önemlidir. Bu mesafe iyi ayarlanmazsa çocuk çalışmadan sıkılıp hiç konuşmama yolunu da seçebilir. Aile çocuğa sabırla yaklaşmalı, çalışmalarda aceleci olmamalı ve hemen sonuç bekleme gayretine girmemelidir. Çocuktan aynı şeyi defalarca tekrarlamasını istemek çocuğu sıkar, konuşmaya ilgisini azaltır ve çocuk sorulan sorulara cevap vermez. Başarıya ulaşmak için her sözü tam değeri ile seslendirmeye ve acele etmemeye özen gösterilmelidir. Çocuk doğru sesi kelime içinde de çıkarmaya başladığında hemen alıştırmalar sona erdirilmemeli ve çocuk takip edilmelidir.

Gecikmiş konuşma ve nedenleri:

 Çocuğun konuşması yaşından beklenenden çok geri ya da konuşma gelişimi açısından daha yavaş bir gelişme gösteriyorsa o çocuğun konuşması gecikmiş konuşma olarak adlandırılır. Çocuğun konuşmasının neden geciktiğini öğrenmek alınacak önlemler konusunda bir fikir verebilir.
*Uzun süren gecikmiş konuşma özrünün başlıca nedenlerinden biri zihinsel öğrenme yetersizliğidir.*Yarık damak tavşan dudak gibi konuşma organlarında oluşan bir problem doğrudan dil ve konuşma gelişimini geciktirebilir.
*İşitme kaybı ve görme özrü gibi bazı duygusal kayıplar, erken dil ve bilişsel gelişim için önemli olan deneyimleri engelleyebilir, bu durumda da çocuk çevrenin ve duyuların zengin kaynağından ve sonuç olarak bilgiden yoksun kalabilir.
*Uzun süreli hastalıklar ve çocuğun sık sık hastalanması da dil ve konuşma gelişimini geciktirebilir.
*Eğer çocuğun çevresinde ilgisini çeken dil ve konuşma gelişimini destekleyen bir ortam yoksa gelişimi daha yavaş olabilir.
*Çocuğun ait olma sevme ve sevilme, kabul edilme gibi gereksinimlerinin giderilmemiş olması duygusal yoksunluğa yol açabilir.
*İki dil konuşulan ev ortamı, baskıcı aile ortamları düşük sosyo-ekonomik düzey gibi çevresel faktörler de dil ve konuşma gelişimini geciktirebilir.
*Bazen çocuğun geçmişinde veya çevresinde, konuşmasındaki gecikmeye herhangi bir neden görülmeyebilir. Bazen de birçok problem vardır. Fakat hiçbiri dilde gecikme yaratacak kadar önemli ya da şiddetli değildir. Çocuk her nedense konuşmamaktadır. Bu, konuşmalarında gecikme olmuş birçok için geçerlidir.

Gecikmiş konuşmanın belirtileri

Konuşma güçlüğü ne kadar erken fark edilirse, güçlüğün önüne geçmek ya da önlemek o kadar mümkün olmaktadır. Gecikmiş konuşma, hem derece hem tür olarak çok değişik gösteren bir dil ve konuşma güçlüğüdür. Tanılama daha çok gözlem ve çocuğun yakınlarında alınan dolaylı bilgilere yapılmaktadır. Bu iki nedenden ötürü kesin bir belirti listesi yapmak güç olmaktadır.
Gecikmiş Konuşması Olan Çocukların
1. Kısıtlı sözcük dağarcıkları vardır. Ya hiç konuşmazlar ya da zor anlaşılan birkaç sözcük kullanabilirler.
2. Yutma, çiğneme, salya akıtma sorunları olabilir.
3. Düşünce ve isteklerini anlatmada zorlanabilirler.
4. Düşüncelerini jest, mimik ya da işaretlerle anlatmaya yönelebilirler.
5. İletişim kurmaya isteksiz davranabilirler
6. Çevrelerindeki seslere, konuşmalara ilgisiz davranabilirler, dinlemez görünebilirler.
7. Anlaşılmaz sesler çıkarabilirler.
8. Çevreleriyle ve yeni girdikleri ortamlara uyum güçlükleri gözlenebilir.
9. Yalnız kalmayı tercih edebilirler.
10. İsteklerini, düşüncelerini dile getirirken hoş olmayan(vurma, çarpma, ağlama, bağırma gibi)tepkilerde bulunabilirler.
11. Dikkat süreleri kısa veya dikkatleri dağınık olabilir.
12. Kavramları geç ve uzun zamanda öğrenebilirler.
13. Bellekleri zayıf olabilir.
14. Öğrendikleri bilgileri transfer edemeyebilirler.

Kekemelik (Ritm Bozukluğu) 

Kekemelik, konuşmanın akıcılığı ile ilgili bir iletişim bozukluğudur. Akıcı konuşmada ritim ve zamanlama büyük önem taşır. Hız vurgulama ve doğru yerde duraklamalar açısından farklılıklar olsa da akıcı konuşmada sözcükler ve sözcük grupları kendiliğinden akar. Akıcılıkta ortaya çıkan bozukluklar, uygun olmayan duraklamalar, tekrarlar ve benzer problemler konuşmanın doğal akışını etkiler. İşte ses hece ve sözcüklerde uzatmalar, tekrarlar veya duraklamalarla ortaya çıkan konuşmanın akıcılığının bozulduğu bu durum “kekemelik” olarak adlandırılır. Artık, kişinin ne konuştuğundan çok nasıl konuştuğu dikkat çekmeye başlar. Konuşan kişi de dinleyenler gibi durumu fark ettiğinde, konuşma güçlüğüne korku ve endişe de eşlik eder. Bazı durumlarda yüz ve vücut hareketleri konuşma çabası ile birlikte görülebilir. Her kekemelik bir diğerinden farklıdır. Ancak özelliklerini şu şekilde gruplamak mümkündür.
* Normal sayılamayacak şekilde sözcük parçalarının hecelerin ve cümlelerin tekrar edilmesi; p.p…peki, ol-ol olma, ben de ben de bende geleceğim.
*Sözcüklerin bitirilmeden bırakılması,
*Düzensiz solunum ve kararsız konuşmaya bağlı olarak sözcüklerde alışılmadık vurgulamaların ortaya çıkması,*Seslerin olağan dışı uzatılması söz konusudur. Örneğin f.f.f. fare gibi.
*Kekemelerin çoğunda nefes alırken konuşmaya çalışma nefesi bitene kadar zorlanma, nefesi tutup konuşma gibi yanlış solunum özellikleri de görülmektedir. Kekeleyen kişi bunu fark ettiğinde konuşma güçlüğüne korku ve kaygı eşlik etmeye başlar. Bu duygularla birlikte kekelemede artar. Belli bir sessin çıkartılması ve konuşma sırasındaki gerginliğin atılmaması, nefesin engellenmesine ve tıkanmasına yol açar. Karşılıklı konuşmayı kontrol edebilmek için gösterilen mücadelenin işaretleri açık olarak görülebilir. Yüzde gerilim, kaş-göz oynatma, başın ani hareketleri bütün bedende istenmeyen jestler gözlenebilir ve her ses birimi bu tıkanmalardan etkilenebilir. Konuşmada güçlük yaşandığı anda sadece heyecansal nedenlerle fazladan sözcük ve sesler eklenir. Aman ya! ya! şey gibi  sözcükler, konuşulan konuya uygun olmayacak şekilde dolambaçlı yollarla söylenebilir. Kekemeliği olanlar hangi sözcük ve seslerin onlar için problem yaratacağını bilirler ve bu durumdan sözcük oyunları ile kaçmaya çalışırlar.

Kekemeliğin nedenleri nelerdir?

Kekemeliğin nedenleri konusunda ileri sürülen görüşler oldukça değişik ve çoktur. Ancak kekemeliğin tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmadığı görüşü hâkimdir. Kimi uzmanlar, kekemeliğin yapısal nedenlere bağlı olduğunu savunurlar. Kişinin bünyesi, fizyolojik durumu ya da nörolojik durumu diğer faktörlerle birleştiğinde kekemeliğe neden olabilir. Kekemeliği öğrenilmiş bir davranış olduğunu savunanlar ise konuşmanın öğrenilmiş bir davranış olduğunu dolayısıyla kekemeliğin de öğrenilmiş bir davranış olduğunu savunurlar. Kekemeliğin bir kişilik bozukluğu olduğu görüşünde olanlar da vardır. Bu görüşü paylaşanların çoğunu psikolog ve psiko analistler oluşturmaktadır. Onlara göre kekemeler kekeleyerek konuşmakla normal biçimde konuştuğunda duyuramadığı bir takım gereksinimlerini karşılamaktadır. Diğer bir görüş kekemelik bir direnme belirtisidir. Kişi direnme davranışına neden olan bir durumun etkisi altındayken konuşmaya zorlanır ya da kişi kendini konuşmak için zorunlu hissederse direnme etkisini onun konuşmasında gösterir. Söylenen bütün görüşlerin doğru olan yanları vardır. Fakat hiçbiri tek başına bütün kekemelik olgularını açıklamaya yetmemektedir. Kekemeliğin nedeni çocuktan çocuğa değişmektedir.